Zeki Zeren (tonton eniştem)
26/11/2009 ·
Zeki enişte kromaj kaplı orijinal silahını ruhsat işlemleri ve meneviş yapılması için savcı olan babama vermişti, babam silahı tüfekçi üzeyir usta da meneviş yaptırıp geri verdiyse de sonra bir akşamüstü içki sohbeti sırasında Zeki Zeren silahı babama hediye etmişti. Kabzası bir zamanların meşhur Tommiks- Teksas çizgi romanlarında Çelik Blek'in ağızdan doldurma tabancalarında olduğu gibi huni şeklindeki normalden daha uzun namlulu silah babamın özel çekmecesinde kendi mermileriyle birlikte dururdu ..
Yemek arkadaşım Zeki Zeren'in ;karısından boşanamadığı için halamla evlenemediğini duydum öldükten sonra, ablam biraz da benden intikam alırcasına halamı ve eniştemi çok sevdiğimi bildiği için haince bir gülümseme ile "ama onlar evli değil demişti ".15 yaşındaydım o zaman .Toplum değerlerini en keskin savunduğum zamanlarda bile sevgileri öyle üstün basmıştı ki "olsun banane" demiştim "onlar allah katında evli."
Daha sonra aynı hain bakışla başka bir kadın,torunu Bizden, bana bu hatırlatmayı yapacaktı.
Saygısızlıkla Savaş Derneği kurup kimisinin diline dolanan Zeki Zeren, 1954 model Skoda arabasının bahçenın yanındaküçük bir kapalı bir garajda durduğu tek katlı bahçe içinde küçük sevimli bir evde, Maltepe Süreyya plajında otururdu halamla birlikte.
Kore savaşı denilince adı akla ilk gelen General Tahsin yazıcı da komşusuydu,ara ara çay içmeye gelir biraz fırlamaca kıkırdaşırlardı.
O zamanlar tek tük ev vardı oralarda,karşıdaki evde de Havva abla vanrı; evlenmemiş bir kadındı, annesiyle babasıyla birlikte otururdu.Kadının geceleri altına kaçırma sorunu olduğunu evlenemesinin bu duruma yüklendiğini duymuştum halamla konuşurlarken. Süreyya plajı cam gibi temizdi o zamanlar, şimdi kara tarafında anlamsızca kalan deniz dinlencesi o zaman denizdeydi ve ben büyüdüğüm zaman oraya kendimin yüzebileceği hayal ederdim.Sonra deniz kirlendi ve oradan sahil yolu geçti o hayalim hiç gerçekleşemedi.
Yol üstünde yapayalnız duran bir binanın alt katında tek bakkalı olan sürreya plajındaki eve en yakın yerleşim merkezi Küçükyalıydı.Küçükyalı'da Sinema 63 te orijinal,alt yazılı film oynar ve çarşamba öğleden sonraları Zeki enişte Fransız marka tütün kolonyasını sürer eldivenlerini takar ,o halam ve ben sinema 63 e giderdik . Büfecisi Mevlüt Bey' di .Kara kuru ,uzun boylu Mevlüt bey Selman Efendi diye eski bir aile dostunun oğluymuş. Babası Babamın çok sevdiği Selman efendi babaannemin İnönü'nün şerrinden çerkez olduğu ve Ömer Naci'nin karısı olduğu zamanlar Konyada kaçak yaşadığı dönemde esrar satan ve esrarlarını güvercinlerle kaçıran bir adammış .Babamın anlatmasına göre küçük kartvizitlerde mangallar üstünde plaka yaptığı esrarları polis baskınlarında güvercinlerin ayağına bağlayıp uçururmuş.Konyada Ailesi ve çocukları ile mutlu yaşarmış Selman Efendi.İşte o' nun oğlu Mevlüt bey kantincilik yapardı ve sonra halam o Mevlüt beyin kızını, kızkardeşinin kocası ile yine Süreyya paşa hastanesi başhekimi olan kızkardeşinin kocası nın kardeşi ile yani diğer halamın kocasının kardeşi ile evlendirmişti
Zeki Zeren kendisi şeker hastası olduğu için Mevlüt beyin Fuayedeki amerikan bar görünümlü kantininden aldığı frigo, çamlıca gazozu ve yiyemeceğim kadar çok patlamış mısır poşetlerini kucağıma koyar büyük zevkle film izler halama çaktırmadan frigoma patlamış mısırlarıma ortak olurdu.Çünkü şeker hastasıydı ve yemesi yasaktı.Belki bu nedenle mutfağı çizgi filmlerdeki mutfaklar gibiydi .O zamanlar yiyecek ithalatı daha farklıydı Kadıköy'de şarküterilerden alınma et konserveleri ,danimarka eritme peynirleri,henüz Türkiyede yapılmayan ve yabancı olduğu için domuz etli hazır çorbaları çamlıca gazozları tezgahın üstünde sıra sıra tüm çekicilikleri ile durur duvara asılmış nefis Apikoğlu sucukları hevenk hevenk asılı olurdu .
Zeki enişte benim orda bulunmamı fırsat bilir bana süper sandviçler hazırlar sonra sandviçleri alıp tepsiye koyar, kukla takımını çıkartarak bana kukla oynatırdı.Siyah parlak kukla takımlarında iç içe geçen borulardan ipler çıkar o sopalar herşeye dönüşürdü
Nadiren yayın yapılan Uğur Dündar'ın çok genç ve karlı görüntülerinin olduğu nadir yayınlar dışında öylesine duran Philips marka televizyonun olduğu denize bakan koyu renk vernikli tahta pancurlu salonda cam kenarındaki sedir onun kukla oynatma tezgahı ,brother marka portatif daktilosu ile kitap yazma masası,yanındaki telefonuyla neredeyse onun makamıydı .
Zeki eniştenin nereli olduğunu hiç düşünmedim ama çorba içerken neredeyse fransız olduğu düşenebilirdi, Paris anılarını anlatmaktan zevk alır "paşam paşam bak metrolarda çorbaları böyle içiyorlar diye gösterip geniş fincanda çorbasını içtiği de olurdu "Hala fincanda çorba içerken onu anımsamamam mümkün değildir..Çoğunlukla da yemekte bir yer sofrasında üstüne mavi ya da kırmızı kareli yemek masası serilir, Zeki Zeren yine çizgi filmlerdeki gibi büyük bir peçete yi kendi boynuna bağlar bana da aynısından bir tane yapar çok güzel porselen tabaklarda ya da kaselerde çoğunlukla domuz eti veya ürünlerinden oluşan yemeklerimizi yerdik. İlkokulun sonunda ben paketlerin üstünü okumaya başlamıştım pork yazısını görmeye ve anlamaya başladığımda "aaa enişte bunlar domuz eti diyesi oldum .Namaz kılan halam ın yememesinden üzüldüğü için bana çimdiği basmıştı "paşam paşam o domuz etinden yapılmıyor ,domuz çiftliğinde yetişmiş ineklerdan yapılıyor, iyi oku" deyip elimden boş hazır çorba paketini kapıp çöpe atmış,nasıl da çocuğu kandırdım gibilerinden halamın da kıçına hafif bir şaplak atmış .Halam da kikirdemişti .
Babam geldiği zamanlardaki yemek durumu ise elbette salonda olurdu salonda yine dinlenmiş metaksas konyaklar Yunan uzoları dünyanın her tarafından çeşitli içkiler Paris üniversitesine gidip gelirken taşıdığı fransız konyakları nın olduğu dolabı devreye girerdi.Ama tabii salondaki masanın bana göre en spesiyal yiyeceği kuşkusuz metaksaslı sucuk olurdu.Masaya koyduğu temiz küçük bir kesme tahtasında bir yandan Ecevit'i çekiştirirken bir yandan da "paşam paşam paşam" diye hızlı hızlı tekrarlayıp ağzının suyunun akmasını engelleyerek güzelim sucukları keser küçük bir yumurta tavasına koyar üstüne metaksası boşaltıp genelde masada bulunan ve çay ısıtmakta kullanılan ispirtolu küçük ısıtıcının ispirtolu pamuğuu metaksasın üstüne atıp kibiriti çakardı..Mavi alevlerin arasndan sucuklar cızırdamaya başladığında mis gibi bir koku yayılır ve bizimki yine babama anlatır olurdu, gözlerini Ecevit gibi kırpıştırarak "paşam paşam paşam böyle böyle tiki olan adam devlet adamı olur mu, onun sıska karısı da kendisi de nasıl devlet adamı olur,bunlardan devlet adamı olmaz efendim ,Deniz'ide kandırmış ayıp ediyorlar paşam "Bu arada sucuklar kızarmış olur ve bizimki sucuğu ekmeğin içine koyup önce benim ağzıma verdikten sonra kendi de küçük çini desenli seramik likör kadehlerinde metaksasını yutardı.
Haydarşa askeri tibbiyesinden Zeki Zeren le halam arasındaki aşkın boyutunu anlamaktan uzaktım ama ikisinin ayrı ayrı pof pof kalın yataklarının olduğu odada yatakların ne ayrı ne de bitişik görünümü gerçekten ikisinin arasındaki ilişkiyi de simgelerdi.İkisi de cinselliklerini yaşarken ailevi bir sıcaklğı da paylaşıyorlardı belli ki .Onların ikisinin arasında köpeğimiz kurt dışında belli ki birleştirici unsurlardan biri de bendim sanki.
Zeki enişte yatmazdan önce geceliğini giyer ve yine çizgi filmlerdeki gibi kukuleta benzeri bir şapka takardı.Küçülmüş geceleklerinden birini de bana giydirmeyi ihmal etmezdi Gece birisi bizi görse hayalet ailesi sanabilirdi.Bembeyaz lavanta kokulu geceliği ile yine Philips marka lambalı radyosunun başında İrandan gelme isli çayı nı içerek dinlediğimiz perşembe akşamlarının radyo tiyatrosunda heyecanladığı zamanlar " hım hım efenim efenim efenim efenim" diye mırıldanır piposunu poflatırdı .Astımı olan halam "efendim dumanınız dikkat edin" dediğinde "paşam paşam paşam"tamam tamam derdi.
Okula çok kez arabaya gitmezdi çapadan dönüşte Hacı Bekire uğrar ordan akide şekeri alır evin sokağına girdiğinde uzaktan ıslık çalarak gelirdi .Sözüm ona şekerleri bana getirir ama ben yerken şekerlerimden mutlaka yürütürdü.Halam da bile bile lades de olsa "efendim çocuğun şekerlerini yemeyin" derdi ama Zeki enişte "paşam beni kandırmışlar mı tarçınlı demişler tarçınlı koymamışlar ona baktım" gibilerden mutlaka bir lafı hazır ederdi..
O güzelim masal evinin gerçeklerle ilk tanışması sanırım Sibel Erkan adlı bir kızın, bir albayın kızının Mahir Çayan'lar tarafından rehin alınmasıyla oldu.Belki tüm masal dünyasının bozulması o zamanlara rastladı .Süreyya plajına giden yoldaki ev kuşatma altına alındığında bizim ev asker ve polisle doldu ev kuşatma altındayken bizim sakin sokak yeni yetme kız ve erkeklerin cilveleştiği, piyasa yaptıkları bir sokak oldu .Ordu kumanyası bizim bahçe önünde sıraya girmiş askerlere dağıtıldı, kurtla ikimiz dağıtılan kuru köftelere peynirlere yalanarak baktık.Bir iki günlüğüne halamla eniştemin akşamları isli çay içtikleri verandada ispirto ocaklı tahta masa kuşatma planlarının yapıldığı otomatik tüfeklerin konduğu bir masa oldu ve benim yerim eniştemin makamının olduğu pencere kenarındaki uzun sedire taşındı.Bizim ev komutan karargahı oldu.
Sevgili köpeğimiz kurt bana farkettirilmeden gömüldü sonra ki zamanlarda onun akşamüstü yemeklerinin eniştem ben ve halam tarafından hazırlanması bitti, ben üzülmeyeyim diye kurt' un ölümü bana söylenmedi.Orta üçün sonlarına dek 54 skoda ile sinema gezilerimiz sürdü kuzenlerin hepsi benle halam ve eniştem arasındaki ilişkiyi kıskanırdı diğerleri geldiğinde eniştem gelip "paşam paşam, bu kocamanları göndermenin zamanı geldi artık" der onlar da homurdanarak giderdi gitmeden önce ablam gelip "bu evde hortlak var salak, sen de gel "dese de ben akşam yemeklerinin keyfine varıp,ona kanmaz asla onun sözüne uymazdımZaten biz de bir hortlak alesiydik .
O evde tek korktuğum oda babaannemin öldüğü o arkadaki odaydı,Babaannem Kadıköydeki halamda oturduğu halde o evde öldü, herhalde eniştem doktor olduğu için onun gözetimi altına girdiğinden öyle olmuştu Zeki Zeren'in kafataslı kültabağı da babannemin öldüğü odaya konmuştu ,tüm korku unsurları kaçırılmıştı yani. Ben o odaya gitmezdim ama kapısı açıldığı zaman ceviz büfenin üstünde kafatasını görür odanın soğukluğunu hissederdim..
Zeki zeren beni severken dertleşir oğlundan r torunlarından söz ederdi "paşam paşam benim bir torunum var senle onu evlendireceğim" derdi, derdi ya ne torunun ne oğlunu görürdüm görmek çok isterdim ama "olmaz onlar çok büyük seni anlamazlar" gibilerinden geçiştirirdi..Bana aldığı oyuncaklar hep bilgi yarışmaları gibi şeylerdi bir tanesi doğruları bildiğin zaman ampül yanan birşeydi .
Zeki Zeren le lise nin ilk yıllarında artık hafta sonlarında pek görüşümez olmuştuk onlar bizim Bakırköydeki evimize geldiğinde, son ilkbaharımızda kirazların kırmızılarını ben yediğim pembeleri ona bıraktığım için eski den kalma bir yemek kavgamız daha olmuştu. Halam "aman efendim o çocuktur dediyse de "ama paşam kerata kırmızıları yedi,pembeleri bana bıraktı diye şikayetlendiğinde onun tütün kolonyalı tonton göğsüne sarılıp gülmüştüm.
Saçlarını kestiği berberlerin kullandığı saç makinesi ile brother marka daktilosunu halam bana getirdi bir gün;
Enişten bunu sana gönderdi dedi tıpkı kurt gibi onun da ölümünü söylemedi öğrenciliğimde dünya gazatesinde ekonomi muhabiri çömezi olarak çalışırken onu F klavye yaptırttım sonra benim baştacım oldu o daktilo . Anaokulu işlettiğim yıllardan sonra da Yetişkinler imparatorluğunu yazdığım daktilo oydu.Halam o güzelim evi sattı,54 Skodayı oğlu aldı, ben zeki eniştesiz kaldım, halamla yaşadığı sürece onun karacahmettaki mezarına gittim. Ablam ikisinin evli olmadıklarını söylese de ben hiç bilmiyormuş gibi hep halama "neden o bizim mezarlıkta yatmıyor "diye ısrar ettim .O da "oğlu öyle istiyor" deyip geçiştirdi.
Sonra mediş öldü onun da ölümü bana söylenmedi, bir hafta sonra öğrendim ve yıllar geçtikten sonra Kırmızı Balık Çocukevini işlettiğim ilk aylarda bir çocuk geldi annesi babası doktordu adı Ali Zeki Titizdi annesi çok titiz bir hanımdı, akşam üstü benim çalışma odamın olduğu üst kata geldiler ali benim daktilomla oynamaya başladı annesinin uzayan konuşmalarından sıkıntıdan, annesi doğal olarak; "oynama oğlum bozarsın diyesi oldu Bozamaz onu istesede dedim o daktilo beni büyüttü belki bilirsiniz ,sizin yaşınız yetişmez ama bir anatomi profösörü vardı Zeki Zeren diye benim dedem gibiydi o daktilo Zeki Zerenin topoğrafik anatomi kitabı yazdığı daktilosudur.
Genç doktor hanımın yüzünde bir hayret ifadesi belirdi, adeta dondu kaldı "o benim dedem olur nereden tanıyorsunuz" diyebildi.
"benim dedem gibidir
Bu onun daktilosu
Onun eşi benim halamdı."
Ali'ye baktım aaaaa Zeki eniştenin üç yaşındaki hali, bukadar benzerlik olur yani...
Hala gerçekleri redediyordum belki hala onların birlikteliklerini kutsal kabul ediyordum Şimdi karşımda duran doktor Bizden ;işte eniştemin çok sevdiği o küçük sarı torunuydu, benimle evlendirmek istediği .Bizden; "siz" dedi yanakları kızarmış ,vampir görmüş bir halde "siz o kadının yeğenisiniz, "dedem benim babaannemi o kadınla aldattı ".
Offff bu nasıl bir masaldı ,nasıl bir nefretti ablam gibi konuşuyordu şimdi bu kadın, "onlar evli değillerdi" dedi "babannem çok acı çekti"
İyi çekmiş valla dedim, gülerek
Sonra bir iki gün Doktor bizden le aramız çok iyi oldu,akraba olmuştuk ya.Bizden'in halama olan nefretinin bitmeyeceğini anladığımda Ali yi de benim anaokulundan aldılar zaten.
Zeki Zeren ve mediş benim tatlı büyük ailemdi ve beni derinden etkilediler, hala kendi ilişkimde bile kendimi Zeki zeren, eşimi Mediş kopçayı da kurt gördüğüm olur, onların cennette olduğunu bilir onlara mutluluklar için teşekkür ederim
sarp bengü